Türkiye

Türkçüler günü, Irkçılık-Turancılık davası

Türkçüler günü olarak ta bildiğimiz 3 Mayıs 1944 yılında cereyan eden olayların iç yüzü neydi. Hüseyin Nihal Atsız ve arkadaşları neden yargılandı

3 Mayıs 2020 Saat: 17:16
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu haber 1.226 kez okunmuştur

Türkçüler günü, Irkçılık-Turancılık davası
Türkçüler günü, Irkçılık-Turancılık davası

İkinci dünya savaşının bitimine denk gelen Irkçılık-

Turancılık davası Türkçüler gününün temelini oluşturur. Dünya Savaşı'nda Komünist Rusya'nın Almanlara karşı savaşı kazanması üzerine Rusya'dan bir tehdit gelebileceğini düşünen hükümet yetkililerinin Türkçülük fikrinin en koyu savunucusu ve Turancılık davasını en fazla dillendiren grup olan Hüseyin Nihal Atsız ve çevresindekilere suç atma girişimi oldu. Hüseyin Nihal Atsız ve arkadaşlarının hükümeti eleştiren bir takım yazıları bahane edikerek haklalarında davalar açıldı. 

Hüseyin Nihal Atsız'ın Sebahattin Ali'ye vatan haini demesiyle Sebahattin Ali de Hüseyin Nihal Atsız'a dava açmasıyla gelişmeler başladı. Dava sonucu mahkum olan Hüseyin Nihal Atsız ise 3 Mayıs 1945 tarihinde bu günü Türkçüler günü olarak kutlamıştır. Bu tarihten sonra 3 Mayıs günü Türkçüler günü olarak kutlanmaya başlamıştır.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel de bu süreçte Hüseyin Nihal Atsız ve arkadaşları aleyhinde çalışmıştır. Hasan Ali Yücel ünlü şair Can Yücel'in de babasıdır.  

Turancılık neden bir anda tehdit oldu dersiniz. SSCB içerisinde onlarca Özerk Türk Cumhuriyeti vardı. Komünist rejim Kırım dahil olmak üzere birçok Türk bölgesini işgal etmiş ve buralardaki Türkleri sürgüne göndermişti. İlerleyen zamanlarda bu sürgünler artarak devam edecekti. Türkiye'de Turancılık fikrinin savunuluyor olması direk olarak Türkiye'yi SSCB'nin hedefi haline getirirdi. Bu sebeple Türkiye'de ki Turancılar dizginlenmeliydi. İşte böyle bir ortamda Türkçüler hapsedildi. İsmet İnönü'nün Türkçüler ile ilgili nutku bunda çok etkili oldu. 

İsmet İnönü'nün bu konudaki nutku şu şekildeydi. 

"Türk Milliyetçisiyiz fakat memleketimizde ırkçılık prensibinin düşmanıyız. Turancılık fikri, yine son zamanların zararlı ve hastalıklı göstergesidir. Bu bakımdan Cumhuriyeti iyi anlamak lazımdır. Milli politikamız memleket dışında sergüzeşt aramak zihniyetinden tamamen uzaktır; asıl mühim olan da bunun bir zaruret politikası değil, bir anlayış ve bir inanış politikası olmasıdır. Turancılar, Türk Milletini, bütün komşularile onulmaz bir surette derhal düşman yapmak için birebir tılsımı bulmuşlardır.

Bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine Türk Milletinin mukadderatını kaptırmamak için elbette Cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız.Şimdi vatandaşlarımdan iki suale cevap bulmalarını isteyeceğim: Irkçılar ve Turancılar gizli tertipler ve teşkillere başvurmuşlardır. Niçin? Kandaşları arasında gizli fesat tertiplerile fikirleri memlekette yürür mü? Hele, doğudan batıdan ülkeler, gizli Turan cemiyetile zaptolunur mu?... Şu halde yaldızlı fikirler perdesi altında doğrudan doğruya Cumhuriyetin, Büyük Millet Meclisinin mevcudiyeti aleyhinde teşebbüsler karşısındayız. …Vatandaşlarıma ikinci suali soruyorum. Dünya olaylarının bugünkü durumunda Türkiyenin ırkçı ve turancı olması lazım geldiğini iddia edenler, hangi millete faydalı, kimlerin maksadına yararlıdır?

Bu hareketlerden yalnız yabancılar faydalanabilirler. Fesatçılar, yabancılara bilerek mi hizmet ediyorlar? Yabancılar fesatçıları idare edecek kadar yakından münasebette midirler? Bunları hüküm olarak kestirmek bugün için mümkün değildir. Amma yabancıya hizmet kastı ve yabancının yakın ilişiği hiçbir zaman meydana çıkmasa dahi hareketlerin, Türk Milletine, Türk Vatanına zararlı olması ve bunlardan yalnız yabancıların faydalanmış olması, söz götürmez bir hakikattir” şeklindeki nutkundan sonra tahkikatlar başlamıştır. 

İsmet İnönü'nün nutkundan sonra birçok vekil ve gazete Hüseyin Nihal Atsız ve arkadaşları hakkında akla hayale gelmeyen suçlamalarda bulunmuşlardır. Bazı CHP'li vekiller Rejimin yıkılmak istendiğini dahi söylemiştir. Halbuki CHP'nin 6 okundan birisi de Milliyetçilik idi. SSCB korkusuyla mı yoksa SSCB sempatisiyle mi hareket ettiği belli olmayan birçok vekil ve gazete yazısından sonra Hüseyin Nihal Atsız ve arkadaşları hakkında yurtdışında da haberler çıktı. 

Akşam gazetesinin İngiltere’de yayınlanan bir gazeteden aktardığına göre İnönü nutkunda Turancılık teşkilatının faaliyetlerini açığa çıkarmıştır. İngiliz gazetesine göre, bu fesatçı hareketin genellikle Nazilerin yardımı ve tahriki ile yapıldığına şüphe yoktur (Akşam, 25 Mayıs 1944: 2) Türkçüleri suçlamak için Nazi yaftası bile vurulmuştur. 

Halbuki Milliyetçilik diğer ideolojiler gibi değildir. Her Milliyetçi kendi milletinin milliyetçiliğini yapar. Alman Milliyetçileri ile Türk Milliyetçileri hedef olarak aynı doğrultuda gidemeyeceği için birlikte olduklarını söylemek saçmalamaktan başka birşey değildir. 

Mahkeme aralarında ileride en önemli siyasi figürlerinden biri de olacak olan Alparslan Türkeş dahil 23 kişi hakkında iddianame hazırlamıştı. İstanbul Örfi Mahkemesinde 7 Eylül tarihinde mahkeme başladı. Sanıklara avukat tutup tutmayacakları soruldu. 11 kişi Avukat tutacağını söyledi. Bunun üzerine mahkeme 11 Eylül'e ertelendi. 

AĞIR SUÇLAMALAR VAR

Savcının 32 sayfalık iddianamesinde, Teşkilât-ı Esasîye Kanunu’nun ana vasıflarını ihlâle matuf ırkçılık-Turancılık amacıyla gizli cemiyet kurarak faaliyet gösterdikleri öne sürülen söz konusu kişiler hakkında Örfî İdare Komutanlığı’nın yaptığı tahkikat neticesinde bu kişilerin rejime ve vatandaşların gerçek milliyetçilik duygularına aykırı ilkeleri olduğu saptanmıştır. 18 Mayıs tarihli resmi tebliğde belirtildiği gibi bu ilkeleri gerçekleştirmek için gizli cemiyetleri, faaliyet programları, teşkilat ve propaganda araçları, haberleşmelerini gizli tutmak için şifre ve parolaları olduğu iddiaları son tahkikat kararında da yer almıştır. Ayrıca, söz konusu gizli cemiyetleri kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak isteyen yabancı güçlerin devreye girerek içte beliren ihanet hareketlerine dışarıdan da etki edildiği ileri sürülmüştür (Son Telgraf, 8 Eylül 1944: 3; Vakit, 8 Eylül 1944: 3). Burada yabancı güçlerden kastedilen Almanya’dır. Hükümeti devirmek için cemiyet kurmak, TBMM’nin ve hükümetin manevi şahsiyetini aşağılama, milli çıkarlara karşı hareket etmek, Teşkilât-ı Esasîye Kanunu ile belirlenmiş devletin ana vasıflarına muhalif millî duyguları sarsmak ve zayıflatmak amacıyla propaganda yapmakla suçlanan isimler şunlardır (Yeni Sabah, 8 Eylül 1944: 3; Vatan, 8 Eylül 1944: 2).

YARGILANAN İSİMLER

Cihat Savaşfer (Yüksek Mühendis Mektebi 4. Sınıf Talebesi), Muzaffer Eriş (Yüksek Mühendis Mektebi 4. Sınıf Talebesi), Nurullah Barıman (Yedek Asteğmen), Zeki Velîdi Togan (İstanbul Üniversitesi Tarih Profesörü), Cebbar Şener (Adana Adliyesi Hakim Adayı), Cemal Oğuz Öcal (Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü Pedagoji Talebesi), Nihal Atsız (Lise Öğretmeni), Sait Bilgiç (Ankara Adliyesi Hakim Adayı), Necdet Sançar (Balıkesir Lisesi Edebiyat Öğretmeni), Alparslan Türkeş (Piyade Üsteğmen), Fethi Tevetoğlu (Doktor Üsteğmen), Fazıl Hisarcıklı (Yedek Asteğmen), Orhan Şaik Gökyay (Ankara Konservatuar Direktörlüğü’nden Vekâlet Emrinde), Zeki Özgür (Yedek Asteğmen), Yusuf Kadıgil (İşsiz), Fehiman Altan (Yüksek Mühendis Mektebi 4. Sınıf Talebesi), Hamza Sadi Özbek (Aydın Maliye Tahsil Şefi), Reha Oğuz Türkkan (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Doktora Talebesi), Hikmet Tanyu (Dahiliye Vekâleti Evrak Kalemi Memuru), İsmet Tümtürk (İstanbul Belediyesi Denetçisi), Hüseyin Namık Orkun (Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü Tarih Öğretmeni), Hasan Ferit Cansever (Yedek Doktor Yüzbaşı), Saim Bayrak (Temyiz Mahkemesi Evrak Memuru).

MAHKEMENİN VERDİĞİ CEZALAR

Zeki Velidi Togan: Hükümeti devirmek için gizli cemiyet kurma suçu sebebiyle 10 yıl hapis, 4 yıl Adapazarı’nda sürgün cezası verilmiş, kamu hizmetlerinden ömür boyu men edilerek kanunî ehliyetleri kısıtlanmıştır. 

Reha Oğuz Türkkan: Propaganda yapma ve gizli cemiyet kurma suçu sebebiyle 5 yıl 5 ay hapis, 2 yıl Diyarbakır’da sürgün cezasına çarptırılmış, kamu hizmetlerinden ömür boyu men edilmiştir.

Cihat Savaşfer ve Nurullah Barıman: Reha Oğuz Türkkan ile aynı suç sebebiyle 4 yıl hapse 4 yıl kamu hizmetlerinden men edilmesine karar verilmiş, ayrıca Nurullah Barıman Kırşehir’de, Cihat Savaşfer Uşak’ta 1.5 yıl sürgün cezasına çarptırılmıştır.

Nejdet Sançar: Propaganda suçu sebebiyle 1 yıl 2 ay süreyle hapis cezası verilmiştir.

Alparslan Türkeş: Propaganda suçu sebebiyle 9 ay 10 gün hapis cezası verilmiştir.

Fethi Tevetoğlu: Siyasi yazı yazma sebebiyle 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmıştır.

Hüseyin Nihal Atsız: TBMM ve hükümetin manevi şahsiyetini tahkir, nümayiş ve teşvik suçlarından toplam 6.5 yıl hapse ve 3 yıl Adana’da sürgün cezasına çarptırılmış, kamu hizmetlerinden ömür boyu men edilerek kanunî ehliyetleri kısıtlanmıştır.

Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal: Propaganda suçu sebebiyle 11 ay hapis cezasına çarptırılmışlardır (Son Posta, 30 Mart 1945: 1, 7; Tanin, 30 Mart 1945: 1, 4).

TABUTLUKLAR

Irkçılık-Turancılık davası sorgulamaları yapılırken hem İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde hem de askeri cezaevinde sanıklar kötü koşullarda ve sağlıksız ortamlarda kalmışlar, şiddet görmüşler, zaman zaman “tabutluk” adı verilen, bir kişinin ancak ayakta durabileceği kadar büyüklükte çimentodan yapılmış hücrelere konulmuşlardır. Hatta sanıklar diz kapakları ve dirseklerinden bu tabutluklara sıkı sıkı bağlanmışlar ve başlarının üstünde beş yüzer mumluk üç ampül yakılmıştır (Bakiler, 2010: 68-69). Sanıklar arasında yer alan Alparslan Türkeş de tutukluların birbirinden korkunç işkenceler ile inletildiğini belirtmiştir (Türkeş, 1972: 57). Yine sanıklardan Reha Oğuz Türkkan ise tabutlukta uğradığı işkenceyi şöyle anlatmıştır:

“Tekrar koridordan geçtik, camlı kapıyı aşarak nezarethane kısmına girdik. Hemen oracıkta durduk. Karşımızdaki beton duvarda yan yana dolap kapağı gibi iki kapı duruyordu. Polis memuru birini açtı ve yardıma gelen iki resmi polisin elbirliğiyle beni açılan insan boyundan biraz daha yüksek deliğe ite kaka soktu. Duvarlardan sarkan iki halka bileklerime geçirildi, zincir gerilerek ayaklarım yerden bir karış kesildi ve birden tepemde muazzam bir ışık parladı, arkasından kapı veya kapak kapandı. Mahut Tabutlukla teşerrüf etmiştim… …İki kolumla tavandan sarktığım için ve ayaklarım da yere değmediğinden, tetkikimi ancak başımı sağa sola çevirmek suretiyle yapabiliyordum. Bedenimi taşıyan kelepçeler de bileğimi çok acıtmaya başlamıştı. Tabutluğun dikine uzunluğu, benim gibi orta boylu bir insanın uzanmış kolları ile ulaşabileceği kadardı –biraz daha fazla- çünkü ayaklarım yerden bir karış kadar yukarıda sallandığına göre, hesaba bir karış daha ilave edebilirsiniz. Genişlik ve enlilik ölçülerine gelince, “tabutluk” tabirinin de ifade ettiği şekilde, dikine oturtulmuş uzun bir tabutun ebadından farksızdı; benim gibi zayıfça bir insan ancak sığabiliyordu…” (Türkkan, 2011: 142-143). 

TÜRKÇÜLER ÇIĞ GİBİ BÜYÜDÜ

Tabutluklara konular ve Türk vatanında Türk Milliyetçiliği yapıldığı için suçlanarak cezalar alan Türk Milliyetçileri bu günü hiç unutmamak için her 3 Mayıs'ta Türkçüler Günü olarak bunu kutlamaktadır. Geçmişte Türkçülükten yargılananların fikirdaşları bugün devletin her kademesinde görev yapmaktadır. Hem siyasi hem de fikri alanda varlığını artırarak devam etmektedir. Fikirlerin mahpuslara tıkarak yok edilemeyeceği her 3 Mayıs'ta meydanlardan haykırılır. Bu vesile ile 3 Mayıs Türkçüler günümüzü kutlarım. 

Kaynakça: Dergipark'ın Basında Irkçılık-Turancılık davası (Göktuğ İpek) yazısından faydalanılmıştır.  

YORUMLAR

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Etnikce Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız